18 Mart 2010 - 20:30
Batı Medeniyetinin Çöküş Örneği Amerika

Batı medeniyetinin dünya toplumlarını düzene koyma hususundaki acizliğini ABD’nin siyasi, kültürel, içtimai mahiyetine eleştirel bir yaklaşımla daha fazla incelemeye çalışacağız. Zira, “açık toplumsal düzene sahip olan ülkeler arasında ABD hepsinden daha önemlidir ve diğer tüm açık toplumların kaderi de ABD’ye bağlıdır.”

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Batı medeniyetinin dünya toplumlarını düzene koyma hususundaki acizliğini ABD’nin siyasi, kültürel, içtimai mahiyetine eleştirel bir yaklaşımla daha fazla incelemeye çalışacağız. Zira, “açık toplumsal düzene sahip olan ülkeler arasında ABD hepsinden daha önemlidir ve diğer tüm açık toplumların kaderi de ABD’ye bağlıdır.”[1]

Basiret sahibi önderimizin ifadesiyle, “kültürel ve şahsi kimlik bunalımına düşen ve ahlaki temelleri yıkıldığı için de içerden dağılma halinde olan”[2] Amerika toplumunun gizli ve açık gerçeklerini detaylı bir incelemeyle batılı medeniyetin hastalığını teşhis etmek mümkündür. Zira Amerika sadece bir batılı ülke olmakla kalmamıştır, aynı zamanda, “Medeni toplumun ve tanınmış kurumlarının batı medeniyetinde çöküşünün açık bir örneği olmuştur.”[3]

1-Amerika İmparatorluğunun Çöküşü

ABD, mevcut gerçeklerin tanıklığı ve siyasi ve kültürel şahsiyetlerin itirafları esasınca, büyük karmaşık sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır ve bu da ülkenin geleceğini karartmaktadır.

Batılı meşhur yazar ve Nobel edebiyat ödülü sahibi Octav Jupaz, “Demokrasi imparatorluğu (Amerika) çökmek üzere”[4] adlı makalesinde şöyle yazmaktadır: “Amerika panoraması, asla mutlu ve sakin bir imaj çizmemektedir.”

Hakeza şöyle demektedir: “Amerikalılar, halklarının kaderi ve gelecekleri hakkında eskiden sahip oldukları güveni kaybetmişlerdir.”[5]

Yaklaşık kırk yıldır ABD’deki iç değişimleri yakından inceleyen bazı yorumcular şuna inanmaktadır ki, “ikinci dünya savaşından bugüne kadar Amerika’nın kültürel, iktisadi, siyasi ve toplumsal sorunları asla bu kadar ciddi boyutlarda olmamıştı.”[6]

Elbette ABD’nin siyasi düzeni ve toplumunda kalıcı bir istikrarın olduğunu ispat etmek için, bu ülkedeki iktisadi, siyasi ve teknolojik ilerlemeler alanında rölatif güce dayanan kimseler, şu hakikati göz önünde bulundurmalıdır ki, “İmparatorlukların çöküşü ani değildir. Tarih boyunca büyük güçler, sürekli yavaş bir şekilde gerileme sürecine girmişlerdir ve Amerika da bu kaidenin bir istisnası değildir.”[7]

Büyük buhranlar, tehlikeli hareketler, batılı medeni toplumun siyasi, ahlaki ve kültürel öğretilerinin çöküşü ve liberalizmin vaad edilmiş cennetinin boş olduğunun ortaya çıkışı öyle şartlar oluşturmuştur ki, “Amerika İmparatorluğunun çöküşü, yıllardan beri görüş sahiplerinin ve düşünürlerin dikkatini çekmeye başlamıştır.”[8]

Hakeza, “Çeşitli delillerin de gösterdiği gibi, bu imparatorluk türeten cumhuriyet, zirveye ulaştıktan sonra çöküşe doğru gitmektedir.”[9]

Amerikalı bazı seçkin görüş sahipleri de, “Amerika, tarihinin çok önemli bir noktasında bulunmaktadır.”[10] hususunu beyan ederek, “Amerika İmparatorluğu çöküş ve dağılma halindedir.”[11]konusuna da vurguda bulunmaktadırlar.

Amerikan toplumunun gerçekleri şu hususu teyit etmektedir ki, “Amerika Birleşik Devletlerinde son elli yılda görülen (1912-1963) çöküş belirtileri, önceki 137 yıldan daha fazla göze çarpmaktadır ve bu etkiler geçen yirmi yılda, son elli yıldan daha fazla artış kaydetmiştir.”[12]

Dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur ki, materyalist inançlar üzere gelişip kalkınmakta olan bir medeniyet ve imparatorluğun çöküşü, “iktisadi, siyasi ve askeri çöküşten çok, toplumsal, ailevi, ahlaki ve manevi kopukluğa bağlı bulunmaktadır.”[13]

Cinayet ve şiddetin yıkıcı dalgaları, uyuşturucu madde kullanma alışkanlığı, ahlaki çöküş, aile kurumunun dağılışı, “Maddi hırs ve tamah, manevi ilkelerin çöküşü, rüşvet, fesat, Nihilizm, bencillik ve hepsinden de ötesi manevi bir kudret ve merkezin olmayışı, ABD’yi siyasi ve toplumsal buhranlara maruz bırakmıştır.”[14] 

ABD’nin ilerlemiş teknolojisi, büyük askeri gücü ve büyük serveti, asla günümüzdeki Amerika toplumunun hastalıklarına deva olmamıştır ve Amerika’nın sınır ötesi diplomasisinde askeri alanda görüş sahibi olanlardan bir çoğuna göre de bütün bunlar, batı süper gücünün çöküşünün bir nişanesidir. Amerikan toplumunun büyük buhranlarını örtme aracıdır. İçte ve dışta kamuoyunu yanıltma amacını taşımaktadır ve de bu konular, inkar edilemez gerçekler olarak bilinmektedir. Hakikatte, “Amerika’nın 11 Eylül olayına karşı gösterdiği tavır, bu ülkenin gücünün yok olmaya doğru yüz tuttuğunu göstermektedir.”[15] Esasen bazı yorumcuların da inandığı gibi, “Asıl mesele Amerika’nın çöküp çökmediği değildir. Burada sorulan soru şudur ki Amerika, haysiyetli bir şekilde mi çökmektedir yoksa inatçı ve tutucu direnişiyle ani bir yokluğa mı sürüklenmektedir.”[16]

  2-Amerikalı Şahsiyetlerin Ülkedeki Sorunları İtiraf Edişi

Elbette, Amerika’nın dünyanın en zengin ülkesi olduğu gerçeği inkar edilemez. Ama açık olduğu üzere, dünyanın bu en zengin ülkesi, manevi fakirlik tuzağına düştüğü için[17] bugün ülkedeki kültürel, toplumsal ve siyasi büyük sorunları halletmekten aciz kalmıştır.

Amerika eski Cumhurbaşkanı Richard Nixon bu nükteye işaret ederek şöyle yazmaktadır: “Acaba dünyanın en zengin ülkesi olan ABD, dünyanın en çok sağlık harcaması yapan ülkesi olduğu halde, bu ülke insanlarından 38 milyonunun, parası olmadığı için gerekli sağlık ve tedavi şartlarından mahrum bulunduğu gerçeğini kabul etmeyecek mi?

Dünyanın en zengin ülkesi Amerika, dünya nüfusunun yirmide birini teşkil ettiği halde bu ülkede uyuşturucu maddeye ve yasak olan şeylere harcanan paranın, diğer ülkelerin masraflarının tümüne denk olduğu gerçeğini kabul etmeyecek mi?

Dünyanın en zengin ülkesi olan ABD, bugün dünyada en çok cinayet işlenen ülkelerden biri haline geldiğini, hatta Körfez Savaşı müddetinde cinayete kurban giden Amerikalıların sayısının savaş meydanlarında öldürülenlerin sayısından yirmi kat daha fazla olduğu gerçeğini kabul etmeyecek mi?

Dünyanın en zengin ülkesinin halkı olan ABD halkı da, toplumda sürekli bir mahrum sınıfın ortaya çıktığını, bu sebeple de bir çok şehirlerde güvenliğin ortadan kalktığını ve geriye yaşamak için bir alan kalmadığı gerçeğini kabul etmeyecek mi? Bugün bir çok şehirlerin durumu, büyük toplum modelini öneren Cumhurbaşkanı Johnson’ın zamanından daha kötü hale gelmiştir.”[18]

Amerika Harvard Üniversitesi üstadı Cornel West de, Washington’daki Milli Pluralizm kurumunun onüçüncü yıllık konferansında yaptığı bir konuşmada, Amerika milletinin manevi fakirliğini itiraf ederek ve de Beyaz Saray yöneticilerinin kültürel alandaki yanlışlıklarına itirazda bulunarak şöyle demiştir: “ Bir millet, iktisadi ve askeri açıdan dünyayı fethettiği halde kendi ruhunu kaybetmişse neye yarar?”

West, Beyaz Saray’ın ve Wall Street’in zafer çığlıklarının aldatıcı olduğunu beyan ederek şöyle demiştir: “Bu çığlıklar, bana hiçbir güvenlik, ilerleme ve mutluluğun olmadığı birinci dünya savaşından önceki Avrupa’yı hatırlatmaktadır.

Biz burada (Amerika’da) herkesin pazarını büyülemekte ve Amerika’nın sihirli güçleri varmış gibi göstermekteyiz. Bu sebeple de Amerika eski Cumhurbaşkanı Bill Clinton, büyük bir küstahlık içinde milletin karşısına çıkarak zamanın çok parlak bir zaman olduğunu söyleyebilmektedir.

Ama topluma daha derin bir şekilde bakacak olursak, gün gittikçe manevi bir başı boşluğa ve ahlaki çöküşe sürüklendiğimizi çok rahat anlayabiliriz. Toplumda gün gittikçe intiharlar artmakta, ocaklar sönmekte ve de kürtajlar artış kaydetmektedir ve bunlar da bizim manevi fakirliğimizin apaçık bir kanıtıdır.”

West aynı zamanda servet bölüştürmesi ve ırk eşitliği hakkında da Amerika’nın devlet adamlarına itirazda bulunarak şöyle demektedir: “Federal bütçe milliyet ve ırk esası üzerine tayin edildiği halde, ırkçılık hakkında diyalog ve uzlaşma içinde olunduğunun söylenmesi çok riyakarca bir tavırdır.”[19]

3-Kriz içindeki Amerika Toplumu

Mevcut raporlar da, Amerikan toplumundaki düşünürlerin bu konudaki endişelerini teyit etmektedir ve de bu ülkede, toplumsal durumun giderek vahimleştiğini göstermektedir. ABD’nin toplumsal yapısı hakkında yapılacak kısa bir araştırma, ABD toplumundaki derin uçurumları açık bir şekilde görebilmeyi mümkün kılacaktır.

“1995 yılında 4.9 milyon Amerikalı mahkemelik olmuştur. Bunlardan 2.8 milyon kişinin cezası ertelenmiş ve 671 bin kişi ise şartlı olarak salıverilmiştir. 958.704 kişi devlet hapishanelerinde, 95.034 kişi ise Federal zindanlarda mahkum durumdadır. 446.000 kişi ise yerel hapishanelerde bulunmaktadır. Bu rakamlar, şu manayı ifade etmektedir ki, her 189 kişiden bir kişi hapishanelerde bulunmaktadır ve bu da yapılan istatistikler esasınca dörtyüzseksen kişiden birinin hapiste olduğu 1980 yılından bu yana gözle görülür bir artış kaydettiğini göstermektedir. O zamandan beri de bu rakam sürekli olarak artış kaydetmektedir. Öyleki 1997 yılında Amerika’daki suçluların sayısı 5.5 milyon kişiye ulaşmıştır. Amerikalılar bu yüzden artık bu daimi belanın boyutlarından yani 8 milyon küçük hırsızlık olayından, 3 milyon silahlı soygundan, 1.6 milyon araba hırsızlığından, 1 milyon silahlı saldırıdan, 639 bin sahtekarlık olayından, 102 bin tecavüz olayından ve 23 bin cinayetten asla şaşkınlığa düşmemektedir. Bu rakamlar, büyük şehirlerde ve özellikle de eskiden güvenlik içinde olan küçük şehirlerde suç oranının her yıl %6 ila %10 oranında arttığını göstermektedir. Amerikan Federal polisi FBI, her 22 dakikada bir cinayet, her 5 dakikada bir tecavüz, her 49 saniyede bir hırsızlık, her 30 saniyede bir silahlı saldırı, her 2 saniyede bir silahlı soygun olayını rapor etmektedir. 1987 yılında sınırlı bir kara sahip olan uyuşturucu madde kaçakçılığı da şu anda en karlı iş haline dönüşmüştür.[20]

“Son otuz yılda, yaklaşık seksen milyon kişi, Amerikan nüfusuna eklenmiş bulunmaktadır ve bunlardan %20’sini Asya, Latin Amerika ve Afrika’dan bu ülkeye göçen kimseler teşkil etmektedir.

Bu müddet boyunca yaklaşık 300 milyonluk Amerika toplumu arasında cinayetler 4 kat fazlalaşmıştır. Farklı sınıflar ve bireyler arasında şiddet olayları 10 kat artış kaydetmiştir. Ailelerde boşanma olayı %30’dan %70’e yükselmiştir. Meşru olmayan çocukların sayısı 12 kat artış kaydetmiştir.

Uyuşturucu madde ticareti Amerikalı gençler arasında bir gelenek haline gelmiştir. Amerika’da iç güvenlik, ilkokul ve ortaokul düzeyinde bile buhranlı bir duruma ulaşmış bulunmaktadır.

Son otuz yılda hapiste olanların sayısı 100,000 kişi civarındayken şimdi 1,000,000 kişiden bile fazla bir rakama ulaşmış bulunmaktadır. Yeni rakamlar esasınca Amerikalı erkeklerin %70’i, eşlerine sadık kalmadıklarını itiraf etmişlerdir.

Bugün her zamandan daha fazla Amerikan toplumu, siyasi önderlerinin ahlaki ve kanuni suçlarına göz yummaya hazırdır. Zira bu tür olaylara duyulan hassasiyet, Amerika toplumunda ortadan kalkmış bulunmaktadır.

Önceki yıl Washington belediye başkanı, kanuni suçlar, uyuşturucu madde kullanımı ve satımı sebebiyle hapse mahkum edildiği halde, son seçimlerde yeniden bu makama seçilmiş bulunmaktadır![21]

Bu tür raporlar, bizlere şu hakikati ifade etmektedir ki, Amerika medeniyetindeki gerçekleri tanımada ve yorumlamada yüzeysel düşünmekten ve bakmaktan sakınmak gerekir. Zira, “Amerikalı siyasetçilerin Amerika rüyası olarak dış dünyaya yatsıtmaya çalıştığı güzel tabloya rağmen bu rüya, bu ülke halkının büyük bir çoğunluğu için büyük bir kabus haline dönüşmüştür.”[22] Aslında, “Pazar ekonomisine tapınma esasınca vücuda gelen bir düzen, şüphesiz şiddet, cinayet, uyuşturucu madde, kaçış, beyin yıkama ve her türlü kültür ve medeniyeti ortadan kaldırma sebebidir.”[23]

Dine Dönüş Çağı

Ahmed Rıza Haceti

-----------------------------------------------------------------

[1] Carl Pouper, İnkılap ya İslah, Huşeng Veziri’nin tercümesi, s. 36

[2] İran İslam Cumhuriyetinin yurt dışındaki temsilcilerinin Ayetullah Hamenei ile yaptığı bir görüşme, 11. 6. 1376 (2. 9. 1997)

[3] Prof. Hamit Mevlana, Ruzname-i Keyhan, Çeşmendaz sütunu, 29. 5. 1377 (20. 8. 1998)

[4] Jupaz, bu makalenin dipnotunda şöyle yazmıştır: “Bu makale 1980 yılında yazılmıştır ve o zamandan günümüze ABD’de bir çok değişiklikler ortaya çıkmıştır. Buna rağmen ben yazımı aynen korudum ve onu değiştirmedim. Zira bu temelli değişiklikler, ortaya koyduğum görüşleri değiştirmemiş, aksine sonraki olaylar, direkt veya endirekt olarak bu görüşlerimi teyit etmiştir.”

[5] İttilaat-i Siyasi, iktisadi, 63. sayı

[6] Prof. Hamit Mevlana, Sobh hastalık dergisiyle yaptığı röportaj, 48. sayı, 22. 12. 1374 (12. 3. 1996)

[7] a.g.e.

[8] a.g.e.

[9] Octav Jupaz, Batılı meşhur yazar ve Nobel edebiyat ödülü sahibi, İttilaat-i Siyasi ve iktisadi, 63. sayı

[10] Gur Vidal, Amerikan meşhur yazarlarından, Ruzname-i Keyhan, 11. 4. 1379 (1. 7. 2000), Cumhuri-i İslami Haber ajansı

[11] a.g.e. (Vidal, yukarıdaki görüşü yeniden İtalya Uluslar arası Edebiyet festivalinde önemle belirtmiştir. (bak. Cumhuri-i İslami gazetesi, 18. 6. 1380 (9. 9. 2001), Cumhuri-i İslami haber ajansı

[12] Muhammed Taki Caferi, Ferheng-i Peyrov ve Ferheng-i Pişro, s. 112 ve 113. Amerikan toplumunun çökmekte olduğu konusuyla ilgili daha fazla bilgi edinmek için Prof. Paul Kennedy’nin Almanya’da basılan Schpichel dergisiyle yaptığı röportaja müracaat ediniz. (Suruş, 553. sayı)

[13] Prof. Hamit Mevlana, Sobh dergisiyle yaptığı bir röportaj, 48. sayı, 22. 12. 1374 (12. 3. 1996)

[14] a.g.e.

[15] Emanuel Valerstein, Amerika’da meşhur sosyoloji üstadı ve Word System’in teorisyeni, Farn Policy yayın organı, Ruzname-i Keyhan, 9. 4. 1381 (30. 6. 2002)

[16] a.g.e.

[17] Amerika’nın Eski Cumhurbaşkanı olan Richard Nixon’un eski müşaviri Robert Carin şöyle diyor: “Ülkemiz çok zengin olabilir, ama biz manevi açıdan yoksul bulunmaktayız.” (el-Filistin’il-Muslime, -Londra baskısı- yaptığı bir röportaj, Kasım, 1995, Kelime-i Danişju, 26. sayı)

[18] Nixon, Forset ra Deryabim, Hüseyin Vefsi Nejat, s. 360-361

[19] Ruzname-i Keyhan, 11. 3. 1377 (1. 6. 1998),

[20] Prof. Roger Garaudy, Amerika Setizi çera?, Cafer Teyyare’ın tercümesi, c. 81 ve 82

[21] Prof. Hamit Mevlana, Keyhan gazetesi, Çeşm Endaz sütunu, 29. 5. 1377 (20. 8. 1998)

[22] Marlon Brando, Amerikalı meşhur sanatçı, CNN televizyon kanalıyla yaptığı bir röportaj, Ruzname-i Ehbar, 21. 1. 1375 (10. 4. 1996)

[23] Prof. Roger Garaudy, Amerika Setizi Çera, s. 62 ve 63